Son Yazılar

18 Ocak 2018 Perşembe

Dil Vakit Algımızı Değiştiriyor
- İNTERNET GÜNLÜĞÜ yazdı. 0

Cansu Ergün
Hollywood, zamanı nasıl deneyimlediğimizi az da olsa yakalayabilmiş. Arrival filminde bir ufo dilini çözmeye çalışan dil bilimci Louise Banks, uzaylıların vakit hakkındaki söylev şekillerinin onlara geleceği görme gücünü verdiğini keşfetmişti. Filmdeki diğer bir diyalogda da söylendiği gibi, “Yeni bir dil öğrenmek beyni her tarafta yapılandırır.”

Hollywood’dan ayrı olarak, çift dilliler ne eyvah oysa geleceği göremiyorlar. Yeni bir araştırma, olay sürelerini tahminlerken, çift dilli insanların süre hakkındaki düşüncelerinin tek dil bilenlere kadar farklılaştığını söylüyor. Bulgular çift dillilerdeki bilişsel esnekliğin ilk psikofiziksel kanıtları olarak görülebilir.

Bildiğimiz üzere, çift dil bilen ahali her iki dile hızlıca ve başlıca bilinçli olmadan geçiş yapabiliyor. Bu fenomen, dil kaydırma (code-switching) olarak adlandırılıyor. Ayrı diller öbür dünya görüşlerini barındırdığı için, iki dilli şahısların bu bambaşka görüşleri ele alma şekilleri çoktandır dil araştırmacıları için bir gizem olarak görülüyordu.

Zaman, Hayal Gücü ve Dil

Zaman büyüleyicidir, çünkü soyuttur. Onu göremeyiz, ona dokunamayız, lakin tüm yaşamımızı onun etrafında şekillendiririz. Vakit hakkındaki en acayip şey ise, onu algılama şeklimizin hayal gücümüze ve konuştuğumuz dile emrindeki olmasıdır. Çünkü zaman pek soyuttur ki, onun hakkında konuşmanın tek yolu ondan daha fiziksel olan mekana (uzaya) ait terminolojiyi kullanmaktır. Mesela, İsveç dilinde ‘gelecek’ kelimesinin karşılığı ‘framtid’dir. Bu sözcük ise tam anlamıyla ‘ön zaman’ demektir. Geleceği gözümüzde canlandırırken onun önümüzde olduğunu (ve geçmişin arkamızda olduğunu) dikkate almak İngilizce’de çok yaygın bir durumdur. Güzel zamanları dört gözle bekler; geçmişi ise geride bırakırız.

Aymara dilini konuşanlar için (Peru’da konuşulan bir dil), ileriye (öne) görmek geçmişe bakmak anlamına geliyor. Gelecek için kullanılan kelime (qhipuru), “zamanın arkasından (arkasında)” anlamına geliyor. Böylelikle uzaysal eksen ters çevriliyor: Gelecek arkamızda, geçmiş ise önümüzde. Aymara dilindeki mantık şu: Arkamızı göremediğimiz gibi, geleceğe de bakamayız. Geçmişi ise biliyoruz, onu gösterme alanımızda, önümüzde duran herhangi bir şey gibi görebiliriz.

Daha önce yapılmış bir çalışmada, Çince ve İngilizce konuşan çift dilli insanlardan genç ve yaşlı Brad Pitt ile Jet Li’yi sıralamaları istendi. Katılımcılar, önce genç Brad Pitt’i sola; yaşlı Brad Pitt’i ise sağa koyarak yatay düzlemde sıraladı. Ama benzer kişiler, dikey düzlemde genç Jet Li’yi yukarıda; yaşlı Jet Li’yi ise aşağı duracak şekilde dizdi. Kültür ve amaç, burada olduğu gibi, bağlama emrindeki davranış değişimine neden oluyor.

Bu yeni egzersiz ise dil farklılıklarının çift dilli zihinlerde belirli psikofiziksel etkilerinin olduğunu gösteriyor. Bu kişiler, aynı deneyimleri dilin içeriğine ast olarak ayrı şekilde yaşayabiliyorlar. Mesela İsveççe ve İngilizce konuşanlar durum sürelerini bedensel mesafeleri vurgulayarak söylemeyi tercih ediyorlar. Kısa bir ara verme, uzun bir parti demeleri bu duruma birer misal. Yunanca ve İspanyolca konuşanlar ise zamanı bedensel nicelikleri öne çıkararak ele alıyorlar. Küçük bir ara verme ya da büyük bir parti derken olduğu gibi. İngilizce ve İsveççe bilenler zamanı yatay bir çizgi gibi görürken; İspanyolca ve Yunanca konuşanlar onu uzayda yer tutan bir hacim veya nicelik gibi düşünüyorlar.

İngilizce veya İsveççe konuşan tek dilli kişiler bir bilgisayar ekranındaki çizgilerin ekran her tarafında uzaması için geçen süreyi tahminlerken çizgilerin uzadığı uzunluktan yola çıkıyor. Eğer iki çizgi benzer sürede farklı boylara ulaşırsa, katılımcılar kısa çizginin sahiden olandan daha kısa sürede uzadığı sonucuna varıyor. İspanyolca veya Yunanca konuşan tek dilli kişiler ise, tahminlerinde fiziksel niceliklerden etkileniyor. Varillerin ne değin değişken ile dolduğunu gözlemlerken, eğer iki varil benzer sürede farklı seviyelerde dolduysa, bu kişiler daha eksik dolanın daha kısa sürede dolduğu sonucunu çıkarıyor.

Esnek Düşünen Çift Dilliler

İspanyolca - İsveççe konuşan çift dilli kişiler daha elastik düşünüyor. Bu kişilere zaman kelimesinin İsveççe’si (tid) verildiğinde geçen zamanı çizgi uzunluğu ile eşleştiriyorlar. Varil hacminden ise etkilenmiyorlar. Süre kelimesinin İspanyolcası (duración), verildiğinde ise geçen zamana varilin hacmine bakıp karar veriyorlar. Uzunluktan ise etkilenmiyorlar. O Kadar görünüyor oysa, yeni bir dil öğrenerek ansızın daha önce fark etmediğiniz algısal boyutlara düzen sağlar hale geliyorsunuz.

Çift dillilerin uğraş sarf etmeden ve bilinçli olmadan ayrı yollarla zamanı ölçmeleri; bambaşka dillerin bizdeki en esas duyulara, duygulara, görsel algılara ve süre algımıza sesleneceğini göstermesi bakımından önemli.

Çift diller bununla beraber daha esnek düşünen millet ve zihinlerinde sürekli ayrı diller aralarında gidip gelmeleri, öğrenme ve benzer anda aniden çok şey düşünebilme özelliklerini geliştiriyor. Bu da, uzun vadede zihin sağlığını olumlu yönde etkileyen bir durum.

Peki, Arrival’a geri dönecek olursak (veya ileriye mi demeliydik?), hala ikinci bir dil öğrenmek için geç değil. Geleceği göremeyeceksiniz olur ya; lakin kesinlikle çoğu şeyi bambaşka göreceksiniz.

Kaynak
http://www.iflscience.com/brain/language-alters-our-experience-of-time/all/

« ÖNCEKİ YAZILAR
SONRAKİ YAZILAR »